Bir gölge ağır aksak ilerliyordu..Gidiyordu... Bir yokluktan varlığa bürünen, şimdi varlığıyla bir yok oluşa, bir vedaya gebeydi...
Arkasını dönüp baktığında ardından öylece durup bakan sadece "kendi suretiydi.."
Yorgun.. Solgun bir beden.....Bir aynaya bakıyormuşcasına durgun, kendini sorgulayan gözlerle..Hani hep bir şey söyleyecekmiş gibi.
Kendi içinde kayboluşun bir perdesi bu.
Issız bir veda bu.. insanı sabah dört yalnızlığına terkeden...
Kendini uğurlamaktaydı beşeriyet..Firakın ruhu kamçılayan hüznüyle boğuşurken, sormuyordu bile hiç visalini..
Ağlamak.. Kurumuş kuyu misaliyken mi gözler..?? Öyle ya, göz yaşı önce kalbi ıslatırdı..
Yürekte bir çağlayan hayat buluyordu damla damla...Ve bilinmezdi ki yeşertiyordu çorak, körelmiş her bir zerreyi ruhta..
Bir yolculuktu bu.. Bir vazgeçiş.. ! Ve aslında yeniden bir diriliş!!
Dönebilmek için, yeniden.. Gitmek gerekiyordu şimdi...
Kendini terketmek önce...
Önce erimek kendi nefs ateşinde, yok olmak, körelmek...
Ve sonra.. Pişince benlik, gönle bir kelam takıp savurmak,
Kavuşmak..
Kavuşmak...!!
Kavuşmak; yüreklerde saklı aç özlemlerle kavuşmak.
Ve sımsıkı sarılmak. Kendinle birlikte yüreğindeki sırlara. Sonra evrene..
Ve o ömre bahşedilen bütün güzelliklere.
Sevgiyle sımsıkı sarılmak.... Ve bir daha hiç bırakmamak...
veee Walk off The Earth ten güzel bir ŞARKI sizler için...