BİR SEVGİLİYE

Ey aşkıyla Aşk'a aşık ettiren aşık, Ey sevgisiyle En Sevgili'yi sevdiren sevgili, Ey sıcak huzur

BAHARI GETİREN

Ey kalbimin ğöğü! Ey kalbimi kızıl bir sevdayla kuşatanım!

AYNADAKİ SEN

Oysa ne çok özlemiştim seni, bir bilsen yokluğundan utanırdın...

HEP BİR ARADA

Melekleri topladık diye tebessümle söylendi hep babacım...

EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRMEZ OLDURUR

Kerem kendi suretini görmeden, sen artık aslına bürün demişler. Ferhat doğduğu gün, isim vermeden bu çocuk ne kadar şirin demişler.

31 Ara 2014

GÜZELLİKLER DOLSUN RUHUNUZA

Yarın inşallah Aydın'a yolcuyuz tekrardan. Çok önceden alınmış oldukça ekonomik biletlerden biri yani:) Bir gideyim de ballı tatlı şirinim yeğenimi Ahmet Akif'imi seveyim ya hu.
Çok özledim minikimi... Pır pır içim. Ne kadar seviliyormuş meğer... Dama atıldı herkesin pabucu:))





Alıp verebildiğimiz her nefes için 
Sevdiğimiz insanlar yanımızda olduğu için (Ki ne büyük servettir bu)
Güzellikleri paylaşabildiğimiz için
Sağlık ve sıhhatte olduğumuz için
Ve huzurla geçen günlerimiz için
Şükrü unutmadığımız, kötü durumlarda nefsimize yenik düşmediğimiz ve sabretmeyi bildiğimiz,
Hayırlı, mutlu
İç huzuru yakaladığımız ve yine sevdiğimiz bütün insanlarla birlikte geçen bir yıl  olsun inşallah 2015...


Yeter ki yüreğinden gelsin sesler.. Çünkü Allah her duayı dinler…
                                                                                Hz. Mevlana



29 Ara 2014

FİLM SEANSLARI




Yağmurlu bir İstanbul günü...Bugün pek bir şey yapasım gelmiyor. Yağmuru severim ama havanın böyle kapalı olması da bunaltır beni. Sadece sıcak bir kahve ya da çay eşliğinde bir şeyler okuma yağmuru izleme modumdayım. Hatta arka fonda  çalan müzik eşliğinde bu yazıyı yazıyor olmaktan keyif alıyorum. Böylesi bile güzel bir durum benim için şu an...

Sıcak evimde istediğim şekilde istediğimi yapıyor olmak güzel şey... Bir de sevdiklerimi arayıp seslerini duyunca bir de minik kuzucuk tatlı yeğenimin fotoğrafına bakıp sevince tamamlamış olacağım ruhumun güzel havasını:)



Neyse efendim geçelim geçtiğimiz hafta izlediğimiz film serilerimize:
Hobbit; İlk filmini nişanlıyken izlediğimiz Hobbit serisini bitirmiş bulunuyoruz..
Keyifle izledik biz son serisini de....

Evde sinema seanslarımız:



Öyle detaylara inip anlatmıyorum filmleri, diyeceğim şey, güzel yüksek oy almış beğenilmiş filmleri izliyoruz, siz de bir bakarsınız fragmanlarına, sevdiğiniz tarzlarsa sizlere de iyi seyirler:)
X-men Days Of Future Past; bu serinin özel bir izleyici, hayran kitlesi vardır illa ki, benim Biricik'im gibi mesela:)
Birlikte izledik, ben de sevdim... Bol aksiyon severlerin sıkılmadan izleyeceği güzel bir film.


Captain America Winter Soldier; Bu filmi de sıkılmadan izleyebilirsiniz.


Son olarak
How to train your dragon 2; Keyifle izleyeceğiniz tatlı bir animasyon film olmuş yine.
İlki de çok tatlıydı. Animasyon severler hoş bir vakit geçirebilir bu filmle:) İnsanın bir ejderha edinesi geliyor:)))


Herkese bol gülücüklü, mutlu ve huzurlu haftalar...

23 Ara 2014

HOŞ GELDİN KUZUCUK

Uzunca bir ara olmuş. Niyetim çok daha önceden yazmaktı ama hiç fırsat olmadı ani gelişen olaylardan dolayı... Yeğenim Ahmet Akif doğdu. Bugün doğması beklenen bıdık 12 aralıkta geldi dayanamayıp... Ben de biletimi geri çekip ertesi güne gittim hemen yanlarına. Aydın'da yaptı doğumu kardeşim...
Biraz ağır bir süreç geçirdi. Her şey normalken normal doğum diye içeri girip bir saat sonra bebek hala inmeyince aşağı, mecburen ameliyata alındı hemen... İki doğum şeklini de tattı kıyamam çok hırpalandı. O yüzden bir günü sarılık için olmakla birlikte 4 gün kaldı hastanede. Son iki gün ben kaldım yanlarında. Kaldığım ilk gece Akif, teyzesine hoş geldin gecesi yaparak hiç uyumadı:) O'nunla birlikte sabahladım. Esoşum'un ağrısı sızısı çoktu, uyanmasın diye ayakta kucağımda pışpışladım durdum minikimi.


Neyse ki atlattık zor dönemleri şimdi iyiler çok şükür.  O kadar minik o kadar güzel bir şey ki... Aşık oldum resmen... Kokusu, ipek gibi teni, çakmak çakmak bakan gözleri, avuç içinden küçük suratı... Balık gibi minicik ağzı... Gelene kadar öpe, koklaya, seve seve helak oldum... İnsanın nasıl da kanı kaynıyor öyle Allah'ım, içim kıpır kıpır oluyor... Hiç doyamadım. Her gün açıp fotoğrafına bakıyorum öyle özledim ki el kadar bebeği...  Şükür ki yılbaşına gidip göreceğim yine inşallah:)


Görünce, sevince anladım ki ben de istiyorum o minicik güzel bebekten:) Zor zamanlar geçti ama o minicik yüzüne bakınca hepimiz unutuyorduk her şeyi...



Gitmeden önce de kendi ellerimle hazırladım bu kapı süsünü. Halkası dahi hazır değil onu bile kendim oluşturdum tamamen... Şekilleri keçeden çıkarıp içini boncuk elyafla doldurup elimde de diktim. Çok zahmetliydi ama zevkle yaptık. Alışık olmayınca, el de yatkın olmayınca ilk defa böyle bir şey yapmaya kalkışınca epey bir zaman aldı yapması:)
Öyle basit göründüğüne bakmayın ben onu bir haftada yaptım:)) Bir sayfada gördüm hoşuma gitti ve yapmaya karar verdim. Orda oldukça düzgün profesyonel bir iş olmuştu. Benim ki acemi işi yamuğu yumuğu hatası falan var ama benden bu kadar çıktı...

Ayrıca Biricik'im de çok yardım etti sağ olsun... Birlikte yaptık. ben yapamam bunu ya dediğimde birlikte yaparız deyip teşvik etti beni ve kendisi de emek verdi...Çok teşekkür ederim canımın içi Biricik'im:)  Ortaya da böyle bir şey çıktı işte:)


9 Ara 2014

DEĞİL Mİ AMA?

Fotoğraf: "Bir hayatımız var, yakında geçmişte kalacak...

Yalnızca ALLAH (c.c.) için yaptıklarımız sonsuza dek kalacak."

İnsan sevme hissini israf etmemeli,
Kim ne kadar sevilmeye layıksa
Onu o kadar sevmeli...
                                  Necip Fazıl Kısakürek
          
        * * *      
Pervane bilmeden ateşe atar kendini,
Balık oltayı fark etmediği için oltaya koşar,
Biz arzuların felaketle örülü bir ağ olduğunu biliriz ama uzaklaşmayız onlardan.
Ne korkunç gaflet!
                                      Cemil Meriç


8 Ara 2014

DALDAN DALA

*Hafta sonu hava iyi olunca dışarı çıkıp yürümek için güzel bir fırsat dedik ve evden Beşiktaş'a kadar yürüdük:) Ihlamur kasırlarının olduğu cadde Beşiktaş'a yürümek için oldukça hoş bir rota. Çok değil bir saat sürdü... Yani bizim normalimizdir:) Daha erken çıkmış olsaydık daha başka rotalar da eklerdik ama akşam erken geldiğinden o kadarla yetindik...


*Yakında doğacak olan yeğenimi heyecanla bekliyorum:) Zaman geçemedi bir türlü:) Bir kaç hafta içinde aramızda olacak inşallah ve ben de yanlarında olacağım tabii ki... Hatta küçük beyimiz için cici bir şeyler de hazırlıyorum kendimce... Bitirince paylaşırım sizlerle de:)


*Yeni dizimiz Elementary. Sherlock Holmes'un Amerikan versiyonu... İlk başta biraz yadırgasam da iyi gidiyor güzelmiş bu da... Burada ki Sherlock Holmes biraz daha mantıklı çıkarılabilecek bizim de anlayabileceğimiz gözlemlerde bulunuyor... Ama yine de Sherlock Holmes dizisinin yeri ayrı :)








2 Ara 2014

AŞK BELKİ

Aralık da geldi, hoş geldi... Zaman nasıl da geçip gidiyor... Küçükken bu kadar çabuk geçmezdi yıllar:) Şu sene de bir geçse, ah şu okul bir bitse, ah bir liseli olsam, ah üniversiteyi de kazansam, o zaman da ah şu ağır vizeler finaller de sona erse, şu iş de şöyle olsa, bu iş de böyle derken derken şimdi bakıyorum da hepsi geçmiş gitmiş. Rayına oturmuş tin tin gidiyor tren.

Artık içinde bulunduğum her anı yaşıyorum olması gerektiği gibi. 
Yaşamak;
Tınısı kulak okşayan hoş bir melodi gibi.
Mutlu, huzurlu olunca şükür elhamdülillah ve de gelecek güzellikleri beklerken vakit geçip gidiyor.
Ömrümü güzel kılan insan; Biricikim'in payı oldukça büyük elbet hayatımın bu güzel dokusunda...
Dilerim hep güzellikleri görür gözümüz, gönlümüz...
Nasipte ne varsa artık...


Ve tatlı bir şiir size...


Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...
Ama; kendimden bile önce tanıdığım...
Her saniye yeniden doğmak gibi...
Ama, asırlardır süren...

Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu...
Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu...

Ilık avuçlarında, kar taneleri...
Güneş sıcağı, gözleri...
Ve sözleri...
Ve sesi...

Böyle olmalı aşkın tarifi...
Ki, tarif edilememeli...

'Resmini çiz!' deseler...
Bacası tüten bir ev belki...
Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir...
Veya kaldırımların kanına giren...
Aşkın ayak sesleri...

'Resmini çiz!' deseler...
Her köşe başı ıhlamur kokar...
Yağmur kokar...
'Resmini çiz!' deseler...
Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm...
Veya...
Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları...
Gizli ve mahcup...

Aşk, istemektir belki...
Belki bir ticaret; pazarlıksız...
Bedeli kalbinizdir... Bedeli her şeydir...
Sonrası bir uzun yolculuk...


Sonrası; nasip!
Tarifini sorsalar....
Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...
Az kalsın ölüyormuşum gibi...
                                             Murat Başaran

26 Kas 2014

VERMEYİNCE MABUD...

Vermeyince Mâbud neylesin Sultan Mahmut sözünü illa ki kullanmışızdır hepimiz yeri geldikçe değil mi?...  Aşağıda nasıl söylendiğini anlatan güzel bir hikaye var buyrun bakalım nasıl söylenmiş:)


***



Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.
Tıkandı baba, çay getir
Tıkandı baba, oralet getir.
Bu durum Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi? Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba. Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya; Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasada olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdide burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz. Tıkandı baba'nın anlattıkları Sultan Mahmut'un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına;



Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.Sultan Mahmut'un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba'ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi.

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba'dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut; Bizim Tıkandı baba'ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba'nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;
Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş
Geldi sultanım
Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?
Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.
Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş; Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış Alın bu adamı Üsküdar'ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar'a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba, Niçin, demiş. Askerler Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline.

Ne olacak şimdi, demiş

Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

"VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

13 Kas 2014

GÜLÜŞÜNDE AŞK VAR




Sen şimdi gülüyorsun ya,
Gamzende kanatlı yıldızlar...
Hatıralarla kol kola salınıyor şarkılar.
Bak işte biraz da mor kıvılcımlar nergis akşamlarından.
Gördün mü? Gökkuşağı oyalı tüm bulutlar...
Saat gönlü tam yâr geçe, rüzgar çıkıyor bütün ihtişamıyla şimdi sahneye.
Usulca bir buseyi bırakıyor önce yanağındaki çukura
Sonra başlıyor fısıldamaya  kalbin en aşk bestelerini...









11 Kas 2014

HAFTA SONU ETKİNLİKLERİ


Cumartesi günü, bir yıldır peşinden koşup da bir türlü bilet bulamadığımız Profesyonel isimli oyuna sonunda gidebildik... Biricik üç yıl önce izlemiş ve çok beğendiği için de birlikte tekrar izlemek istemişti. Sonunda beraber de izleyebildik.


Gerçekten tatlı,güzel bir oyunmuş. Farklı bir havası var. 40 yaşlarında bir edebiyat adamını canlandıran Yetkin Dikinciler'in o tok, güzel sesi ve naif duruşuyla, gizli bir polis olan Bülent Emin Yarar'ın da başarılı karakteri, güldüren orjinal mimikleri ve oyunculuğuyla yer yer komedi yer yer dram, hüzün içeren, süprizlerle dolu, keyifle izlenen bir oyun...

Pazar günü de sözleştiğimiz üzere Ömer ve müstakbel eşiyle birlikte kahvaltıya gittik Yıldız Korusuna:) Hava da şansımızdan pek güzeldi. Açık havada keyifli bir sohbet eşliğinde kahvaltımızı yaptıktan sonra bir kaç fotoğraf çekilip ardından Ortaköy'e doğru yola koyularak devam ettik güne... 

 Bu da Ortaköy'de gezinirken önümüze çıkan güzel kelebek arkadaş:) Fotoğraf çekecek kadar müsade etti neyse ki.Güzel bir hafta sonunu daha böylelikle tamamladık.
Dostlarla geçen her zaman dilimi güzeldir.



4 Kas 2014

ÖYLELERİ VAR Kİ

Seni Sevmeyene Fazla Sabır Gösterme.
Sabrının Adı Yüzsüzlük Olur..
Bu Kadarla Kalmaz ;
Fedâkarlığın Eziklik,,
Sevgin de Kişiliksiz Olur..

                                          Mevlana


Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur.
Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.

                                                                           Şems-i Tebrizi

Birbirlerinin gönüllerine aşık iki insandan iki güzel sözle başlamak istedim...

Fotoğraf: "Bazı insanlar kaybedilmeyecek kadar değerlidir.."

Öyle insanlar vardır ki size gülümsediğinde içinin de gülümsediğini hissedersiniz gözleriyle birlikte.
Gösterilen sıcaklığın hakikaten yürekten geldiğini hissedersiniz. Sevgileri samimi ve içtendir. Hep görmek istersiniz, ayaklarınız kendiliğinden gider onlara doğru. Ne güzeldir böylesi güzel insanlarla karşılaşmak ve bu sıcaklıkta samimiyette olabilmek...

Bir de yüzünüze olabildiğince gülümsediği halde bunun ardındaki yapmacıklığı görebildiğiniz insanlar vardır. Hissedersiniz bir şekilde içten gelmeyen o yakınlığı tebessümü ve diken üstünde gezinir ruhunuz. O sahte yakınlık ürpertir gönlünüzü... Adımlarınız hep geri kaçma çabasındadır onlardan, ne kötü...


Selam olsun, yürekleriyle birlikte gülümseyen o samimi, içten tüm insanlara, dostlara...


***

Nefesinde huzuru,
Bakışında sevgiyi, şefkati,
Sarıldığımda kalbinin sıcaklığını,
Kokusunda mutluluğu hissettiğim,
Şahit olduğum her mutlu anda aşkla yöneldiğim,
Sevincimi, usulca ellerimi ellerine kenetleyerek,
Sarılarak,
Gözlerine bakarak paylaştığım, 
Gönlümün, ruhumun tüm rengi, neşesi olan sevgili!
Can sevgili, BiriciK canan...
Sana da en kalb-i kelamlarla selam olsun;)




31 Eki 2014

NAİF BİR KOMEDİ

Geçtiğimiz gün tiyatro sezonumuzu ''Lütfen Kızımla Evlenir misiniz? '' isimli oyunla açtık...
Giderken Biricik de ben de fazla bir şey beklemeyerek gittik nedense... Konusuna bakmıştık ama açıkçası bu kadar keyif vereceğini düşünmemiştik ama bitene kadar keyifle izlediğimiz, güldüğümüz bir oyun oldu.





Muzaffer İzgü'nün yazdığı oyunu, Mutlu Güney yönetmiş. Tükenmeyen enerjisiyle kızını evlendirmek için çabalayan, eşini yıllar önce kaybetmiş bir anne ve o anneye karşı tam bir inatla direnen  kızı...
Oyunun seyircide bu denli pozitif etki oluşturmasında oyuncuların büyük payı vardı elbette, hele ki tonton sevimli annenin... :) Oyunda anne kızın dans ettiği bir kısım vardı ki orada tonton sevimli anneye bayılacaksınız:) Oyuncuların hepsi çok iyiydi ama özellikle anne o kadar güzel oynadı ki oyunun sonunda da ayakta alkışlandı...







Fazla söze gerek yok gidip bizzat kendiniz görmelisiniz derim.Hafta sonu ailece ya da dostlarınızla birlikte gidebileceğiniz keyifli, naif bir komedi, kaçırmayın;)


Mutlu hafta sonları:)





22 Eki 2014

YÜREKLERİN EN ÇOK SUSADIĞI SEVGİ

O kadar güzel anlatmış ki Japon yazar sevgiyi, örneklerle irdeleyerek, ben keyifle okudum ve paylaşmak istedim sizlerle de.


Dünya'da sevilmek istemeyen kişi yok gibidir" diye başlıyor, Masumi Tayotome. "Ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor.. Sonra anlatmaya başlıyor...

 "EĞER TÜRÜ SEVGİ'' Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adi takmış yazar...Örnekler veriyor;

Eğer iyi olursan baban, annen seni sever.
Eğer basarili ve önemli bir kişi olursan,seni severim.
Eğer es olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim.

Toyotome "En çok rastlanan sevgi türü budur." diyor. Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi."Sevenin, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi turudur bu" diyor yazar...

"Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır."
 

Yazara göre evliliklerin pek çoğu "Eğer" türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğin de, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi giderek nefrete dönüşüyor. Ve maalesef en saf olması gereken anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor. Fakat aslında insanlar "Eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler...

"ÇÜNKÜ" TÜRÜ SEVGİ...




 Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor;
"Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey başardığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. "Örnek mi?..
"Seni seviyorum.Çünkü çok güzelsin/yakışıklısın!"
"Seni seviyorum.Çünkü o kadar popüler,o kadar zengin,o kadar ünlüsün ki.."
"Seni seviyorum.Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki.."

Yazar,"Çünkü" türü sevginin, "Eğer" türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. "Eğer" turu sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır bir yük haline gelebilir.



Oysa zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, hoş bir şeydir, egomuzu okşar. Bu tür, olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır.

Ama derin düşünürseniz, bu türün, "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki, bu tür sevgi de, yükler getirir insana... İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yasama, sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer.

Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfın en güzel kızı. yeni gelen güzel kıza içerler. Üstü açık BMW 'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın kocasının genç ve güzel sekreterine içerler.

"O halde bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi?"diye soruyor yazar. "Çünkü" türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz" diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı sebebi daha var...

Birincisi; "Acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz" korkusu. Tüm insanların en az iki yönü vardır. Biri dışa gösterdikleri. Öteki yalnızca kendilerinin bildiği. "İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı anlar ve bizi terk ederlerse" korkusu buradan doğar.

İkincisi de; "Ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa.." endişesidir.

Japonya'da bir kuru temizleme dükkanında çalışan dünya güzeli bir kızın yüzü, patlayan kazan yüzünden parçalanmış. Kız fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı, ayni kentte oturan anne ve babası, onu artık ziyarete bile itmemişler. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik Temsili üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde yok olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Ve kız bir kaç ay sonra kahrından ölmüş.

Japon yazar "Toplumlardaki sevgilerin çoğu " Çünkü" türündendir ve bu tur sevgi, kalıcılığı konusunda insani hep kuşkuya düşürür." diyor.

Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?



 
***"RAĞMEN" TÜRÜ SEVGİ ; ***


Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için, "Eğer" turu sevgiden farklıdır bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını temel olarak almadığından, "Çünkü" turu sevgi de değildir bu.

Bu üçüncü tür sevgide, insan "bir şey olduğu için" değil, "bir şey olmasına rağmen" sevilir.
Güzelliğe bakar mısınız?. "Rağmen" turu sevgi..!

Esmeralda, Qusimodo'yu dünyanın en çirkin, en korkunç kamburu olmasına "rağmen" sever. Yakışıklı ve zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına "rağmen" tapar!.. Kişi dünyanın en çirkin, en sefil, en zavallı insani olabilir. Bunlara "rağmen" sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılaşması şartı ile..

Burada insanin, iyi, çekici, basarili ya da zengin bir konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kotu huylarına ya da kotu geçmişine "rağmen" olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor kişi.
Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar "Yüreklerin en çok susadığı sevgi budur.'diyor." Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, basari ye da ünden daha önemlidir."

"Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni "Rağmen" türü sevgiyi su anda yaşıyor olmanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır."

Son sözlerinde biraz umutsuz Toyotome;


"Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak ve mutlu edecek bu sevgiyi bulmak çok zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var ve başkalarına verecek kadar fazlası kimsede yok!.."
      

17 Eki 2014

MATRAKÇI NASUH


...
Aşk nedir söyle, kayboldum 
Belki bir düşte unutulmak 
Her sabah bir dev masalında 
uyanınca 
Hep çocuk kalmak kurtulmak 

...



 Hepinize mutlu hafta sonları! :)

Gezinirken internette, bilmediğim bir şahsa denk geldim.
Matrakçı Nasuh. Bilir miydiniz siz bilmem ama ben yeni öğrendim...
Oysa ki oldukça da önemli biriymiş.Osmanlı imparatorluğunun Leonarda da Vinci si demiş bir tarihçimiz


"Matrakçı Nasuh, Google Earth'ü icat eden adam.Asıl adı Nasuh Bin Karagöz.
Tarihçi, silahşor, hattat ve bir ressam olarak 16. yüzyılın en ilginç kişilerinden sayılan Matrakçı Nasuh, devşirme olarak küçük yaşta Osmanlı sarayına alındı ve Sultan II. Bayezid döneminin son yıllarında Enderun'da eğitim gördü. 

Kendi buluşu "matrak" adlı oyunla da tanındı. Nasuh'un Anadolu, Irak ve İran'ın batısında bulunan kentlerin ve yolların gösterildiği "Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han" adlı en ünlü eseri 88 sayfa metin, 107 sayfa minyatür, 25 minyatürlü metinden oluşuyor.  




Osmanlı coğrafyasını harita üzerinde resimlemiş. İstanbul'dan Tebriz'e, İran'a, Akdeniz'e ve Mısır'a uzanan yolların haritalarını ve bu yollardaki dağları, ovaları, kasaba ve şehirleri resmetmiştir. 

Mesela, Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan Süleyman Han adlı eserinde, Irak seferinin menzillerini gösteren kitap, İstanbul'dan Bağdat ve Tebriz 'e olan güzergahın harita üzerinde resimlenmesidir. 

Onlarca harita düşünün, bunlar İstanbul'dan Bağdat'a kadar olan arazinin haritaları. Bunları yan yana koyun. İstanbul'dan çıktınız, Kastamonu, Amasya, Sivas, Erzurum gibi şehirlerden geçiyorsunuz ve harita üzerinde bu şehirleri noktacık değil birer resim olarak gördüğünüzü düşünün, işte böyle bir eser. 

Osmanlı'nın Akdeniz'deki topraklarını bütün Balkan yarımadasını, Ege kıyılarını, resimli harita haline getirmiş. Kaynakta, hem harita hem de şehrin bire bir resmini görüyoruz. Şehrin surlarını, kalelerini, kışlalarını, camilerini fotoğraf gibi gösteriyor. Bugün hala tarihçiler, şehir tarihçileri hatta belediyeler, Matrakçı Nasuh'un o şehri nasıl resmettiğine bakıyor. Yaptıkları, fotoğraf gibi bir minyatürdür."

MATRAKÇI DENİZCİLİKTE ÖNEMLİ ROL OYNADI

Matrakçı, denizcilikte hamle yapılan Kanuni Sultan Süleyman döneminin en önemli sanatçılarından birisi.

"Denizcilerin faaliyetlerinde haritaların yeri çok önemlidir. Deniz savaşlarında en büyük ganimetlerden biri karşı tarafın elindeki haritaları almaktır. Böylece bilgilerini, ne kadar geliştiklerini görebilirsiniz. Bu devirde Avrupa'da da haritacılık gelişmiştir. Portekizlilerin portolon denilen kıyı haritaları çok önemlidir. Matrakçı Nasuh, bu portolonları görmüş olmalı çünkü kıyı haritaları gibi birçok eser vermeye başladı. Bu ayrıca Matrakçı'nın yepyeni bir üslup ortaya çıkarmasına da sebep olmuştur. Aynı üslupta karaları, mevkileri gösteren resimler de yapmıştır Matrakçı. Bu denizcilik için çok önemlidir. Denizciler, bu haritalara baktıkları zaman şehri rahatça görür ve tanırlar. Matrakçı Nasuh, Türk resmine böyle bir resimleme usulünü getirmiştir, yepyeni bir tarihi mekan üslubunu yerleştirmiştir. Matrakçı'nın Menazilname adlı eseri 1534 yılında Kanuni'nin İran ve Irak'a yaptığı doğu seferinde ordunun konakladığı yerleri gösterir.

Yapıtlarını Topkapı Saray'ı müzesi kütüphanesi ve Süleymaniye kütüphanesinde bulmam mümkünmüş.

 Vefatının 450. yılı sebebiyle  Dolmabahçe Sarayı'nda, 4 Kasım'da büyük bir panel gerçekleştirilecekmiş..

2 Eki 2014

GEZİ GÜNLÜĞÜ; TRABZON



Geçen hafta sonu Trabzon'daydık... Aylar öncesinden indirimden alınmış biletimiz vardı. Havaların biraz yağışlı olduğu döneme denk gelsek de güzel geçti çok şükür... Fazla bir yerlere gitmeyi planlamadık vakit dar olunca. Git gel yollarda harcamamak adına az ve öz havasını alıp geldik:) Cumartesi akşama doğru Uzungöl'e vardık. Trabzon'dan 2 saate yakın yol gittikten sonra varabildik ancak... 

Varınca otobüsten inip de şöyle bir etrafımıza bakıp o kadar yeşili, ağacları, yemyeşil yüksekçe dağları, gölü, bir arada görünce kendimizden geçtik:)  Dört tarafı yemyeşil alanla çevrili dağların arasında kalmış saklı bir yerleşim yeri. Çok enteresan. Biz çok şirin ve de otantik bulduk. Zaten dışarı her çıkışımızda mis gibi havasıyla, göz alabildiğine yeşillikle, ağaçla ve heybetli dağlarla karşılaşıp bir oh çektik:) Tam ihtiyacımız olan istediğimiz ortam.


Bu fotoğrafı, anlaşıldığı üzere epeyce bir tepeden çektik, bayağı tırmandık yani Biricikle yukarılara doğru:) 
Güzel güzel dolaştık her bir yerini...Uzun uzun sakin sakin ve de göze hitap eden yürüyüşler için çok uygundu ve biz de öyle yaptık her fırsatta:) O kadar çok Arap turist vardı ki biz yabancı kaldık içlerinde:)) 


                                          Bakın bir parçacık minik bulutçuk var tepede :)



Akşamları da oldukça hareketliydi... Etrafta bir sürü hediyelik eşya satan dükkan, Mısır ve çubukta patates kızartması satan yerler vardı... 
Bisikletler de vardı kasalı kasasız:) Arap çocuklar o kasalı bisikletlerle epey eğlendiler kasalarına kardeşlerini oturtup gezintiye çıktılar:)

Yağmur yağmadı mı, tabii ki yağdı hatta yağmurda da gezdik ıslandık birazcık ama aldırmadık:) Neyse ki öyle sürekli yağmadı biraz yağıp biraz durdu... Bize gezecek yeterli vakti verdi yani:) Yağmurda içeri girip durunca hemen dışarı çıktık:)

Mıhlamamızı, kuymagımızı tereyağında balığımızı da yedik elbette:) Kuymağı pek sevdik :)



Bu güzel çiçekleri de gezerken denk gelip çektik hiç kaçar mı :) Biricik gösterdi baak çiçeklere diye, bakar bakmaz hemen küçük bi çığlık ve kolundan çekiştirmece hadi çek çek diye:))

 Pazartesi günü uçak aksam geç saatlerdeydi.Biz de üniversiteden yakın arkadaşım Cansu'yla buluştuk, Trabzon'daydı kendisi. Gitmeden önce buluşur gezeriz birlikte diye konuşmuştuk O' da eşi ve minik bebeğiyle birlikte karşıladı bizi:) Biz gidene kadar deli dolu yağmur yağmış ama biz vardığımızda şansımızdan ortalık günlül güneşlikti:)) 

Sağolsunlar bize vakit ayırıp, küçük tatlı mı tatlı şirin bebeklerine rağmen gezdirdiler.. Sümela manastırına da götürdüler:) O ne yükseklik ve o ne manzara... Yani o manzaranın yanında manastır pek de ilgi çekici gelmiyor:) Girmeseymişiz de olurmuş dedik. Zaten esas manzarayı gören yerlerini de tadilata almışlar. Öyle hızlıca bi bakıp çıktık çünkü dışarıda izlenmeye değer çok daha güzel manzaralar vardı:) O yükseklikten o manzara muhteşemdi evet.... Bir yandan su sesi  görkemli ağaçlar ve büyüleyen yeşillik orman ve gökyüzü hepsi bir arada gibiydi... Fazla manzara fotoğrafı çekmemişiz  bu sefer kendimiz çekilmekten:)

Şu manzaranın güzelliğine baakın... Dikkaat ederseniz manastırı da görebilirsiniz sol tarafta.

Bu da yol kenarında bir yerdi hoşumuza gitti...
Zigana taraflarında yemeğin üstüne meşhur Hamsiköy sütlaçlarından da yedik:) Sahiden çok yumuşacık bir tadı vardı. Farklı yani. Akşam olunca da evlerinde ağırladılar bizi sağolsunlar. Bir güzel çayımızı içip sohbetimizi edip bebişi izledik vaktimiz dolana kadar...

Böylelikle gezimizi bitirmiş, Trabzon'daki vaktimizin sonuna gelmiş olduk. Dikkatimizi çeken bir şey oldu, Trabzon'da dağların en tepelerinde bile evler vardı. O kadar ilginç geldi ki bize:) O kadar yükseğe nerden çıktınız da yerleştiniz. Hele Zigana da öyle köyler vardı ki yemyeşil dağlarda dağınık dağınık evler. Hiç o kadar güzel yeşilliğin ortasında bir yerleşim yeri görmemiştim.

Böyle işte. Her şeyiyle birlikte güzel vakit geçirdik.

Bayrama kalmış sayılı günler:) 
Cuma günü inşallah Aydın'a yolcuyuz biz. Bütün kardeşler toplanıyor oh oh:) 
Şimdiden hepinize musmutlu güzel bayramlar diliyorum:) 

24 Eyl 2014

SEÇME ZEVKİ TARTIŞMASI




Bernard Shaw ''seçme zevki'' üzerine karısıyla tartışıyordu. Sonunda dayattı:
'' Boşuna inat etme hanım! Erkeklerin seçme zevki kadınlarınkinden daima üstündür!''
Eşi bu gerçeği kabul etti:
''Haklısın Bernard! Sen kadın olarak beni seçmişsin, bense koca olarak ancak seni seçebildim!''


:))