BİR SEVGİLİYE

Ey aşkıyla Aşk'a aşık ettiren aşık, Ey sevgisiyle En Sevgili'yi sevdiren sevgili, Ey sıcak huzur

BAHARI GETİREN

Ey kalbimin ğöğü! Ey kalbimi kızıl bir sevdayla kuşatanım!

AYNADAKİ SEN

Oysa ne çok özlemiştim seni, bir bilsen yokluğundan utanırdın...

HEP BİR ARADA

Melekleri topladık diye tebessümle söylendi hep babacım...

EVLİLİK AŞKI ÖLDÜRMEZ OLDURUR

Kerem kendi suretini görmeden, sen artık aslına bürün demişler. Ferhat doğduğu gün, isim vermeden bu çocuk ne kadar şirin demişler.

8 Mar 2018

28 YIL SONRA...

Bahsedecek konu mu yok? Ohooo, çok...
Heves mi yok? Tadı mı ?
Bir kere uzaklaştın mı zor oluyor sanırım. Baktım da şöyle bir, performanslar düşMüş listemdeki arkadaşlarda da:) Canlı kalıp tutabilenler, ne mutlu...

Neyden bahsetsem hangi konudan girsem derkeeen en yakın eylemden bahsedeyim de gideyim,

28 yıl sonra... Yaşayıp büyüdüğüm şehirden, evden sonra, baba ocağı değişti...

İlk defa evimize gideceğiz yarın inşallah. Henüz yeni yuvamızı görmüş değilim:)
Evet adres Aydın idi... Artık Erzurum... Memlekete göç, dönüş birazcık erken yapıldı, aslında vaktinde de diyebiliriz. yaşlanınca ne kalacaktı ki niye beklensindi orada o kadar sevilen varken, gurbette ayrılık çekerken...

Oldu oldu güzel oldu. herşey yerli yerine oturana kadar braz zorluklar olmaz mı, e olur da o kadar da olur zaten. o da hallolur ya sonunda inşallah.Herşeyin hayırlısı.

Aydın bitt mi? Tabii ki hayır. Eşimin ailesi var orda. Seviniyorum tamamen kesilmediğinden ilişiğimiz. Onları da seviyorum:) Hiç kimse olmasa çocukluk arkadaşım, bu vakitten sonra kız kardeş diye de adlandırabiliriz biz onu, var...

Aydın_Ürgüp güzergahına artık bir de Erzurum eklendi yani bayramlar için... paylaşa paylaşa artık:))

1 Mar 2018

BEN GELDİM SEVGİLİ,BEN!

Image result for duygusal
Heeeyy !
Çok yalnız bıraktım seni değil mi?
Sahi kırgın mısın bana?

Kızgın mı ya da.?

Bu saatte nereden esti şimdi, hangi dağda kurt öldü diyorsun değil mi? Bir şarkı dinliyorum, çevirip çevirip başa. Bazı şarkılar ittirir yüreği hani; en narininden, adım adım, biraz daha, sonra biraz daha... Bir şeyler söyler sana kalbin, o kadar derinden ve içten fısıldar ki, dayanamaz dile gelmek ister. İşte bu gönlün kalemidir yazan bizzat, gönül kelamıdır tüm bu okudukların da, kabul edersen. 

Ettin mi hı söylesene?

Buraya kadar hala kalbe dokunur bir cümle bulamadın mı yoksa, öylesine deli saçması gibi mi geldi cümleler?

Orada dur bakalım!

Uyarayım, her bir cümle.
Harcanan her bir kelime.
Hatta harf, sevgi deryasında usulca dans ederken çıkıp geldi sana... Yüksek doz sevgi içerir kalbine akana.

Haydi kapat gözlerini ve hayal et şimdi ruhuna dokunan bir müziği. Son seste bırak kendini, aheste aheste sallanırken bedenin, dudaklarına bir tutam tebessüm tuttur. Şimdi bir de sağa sola tatlı tatlı salla başını ve senden bağımsız hareket eden ellerin...Gördün mü, hah işte tam da böyle...Böyle tam da...

Haydi kapat gözlerini gözlerime sevgili, kapat...
İşte böyle sevgili... Mart gelmiş gördün mü?
Ben geldim sevgili ben... Sahi hoş geldim mi?


26 Eyl 2017

SEN NE GÜZEL BİR NİMETSİN İNCİR

Bayram geldi geçti, beklediğim uzun soluklu Aydın tatilimiz de bitti gitti tabii. Uzun olmasına rağmen nasıl geçti gitti günler anlamadık. Koşturmacalıydı. Bir güne bir kaç aile aktivite sığdırdığımız da oldu. Arkadaşlarımızla da bu sefer güzel vakit geçirebildik.

Dalından incir topladık, yedik, incire doyduk şükür. Gerçi olsa şimdi soğuk soğuk yine yerim:)
 Yine, elmanın, üzümün, kestanenin, de tadına baktık.

Tatiller esas Zeynep'e yarıyor. Dedeleriydi, anneanne, babaanne, hala teyze derken seveni, nazını çekeni boldu. Bol bol gezdi, dışarıda epeyce özgürce koştura oynaya vakit geçirdi. He tabi peşinde biz de koşturduk, O yorulmadı ama biz yorulduk. Doğayla oldukça iç içe günler geçirdi, hal böyle olunca gündüzleri nasıl yorulduysa akşamları uyku saatlerimiz çok rahattı. Hemen emince iki pış pış aa gitmiş bile:) Enn sevdiğim:)


16 aylık oldu bu arada. Konuşmaya da başladı maşallah. İki kelimeyi yan yana getiremiyor ama çoğu kelimeyi söyleyebiliyor. Ha iki kelimeyi yan yana getirdiği sadece uuukum vaa cümlesi:)
Nasıl canda bir can nasıl seviliyor, nasıl şirin Allah'ım... Elhamdülillah.

                                                 Dallarından yediğimiz incir ağaçları.




                                                        BiricikiM ve incirler:)

                                                             Kestane ağacı



Çok belli olmuyor ama elma ağacı. Ah ah makine yanımızdaydı ama unuttuk götürmeyi, telefondan da anca bu kadar oldu.
                                           Bu da şam fıstığı ağacı, ben ilk defa gördüm.
Misafir olarak gittiğimiz köy evinde, gölgesinin altında oturduğumuz ağaç...

Bir sonraki Aydın ziyaretimiz uzak değil. Can arkadaşımın doğumu yaklaştı merakla heyecanla bekliyorum. Sağlıkla hayırla sona erer inşallah.

19 Ağu 2017

YETİŞEMEMEK


Aynı anda hem anne hem evin hanımı hem kadın olmak...
Hepsi bir arada tam takır yürüyemiyor. Yani en azından ben yapamıyorum.
İşte bu yüzden bazen yeterli olmadığımı yetemediğimi, yetişemediğimi düşündüğüm anlarım var benim...

Sakin sessiz gece, kulağımda dinlemekten mutlu olduğum şarkılarla bir şeyler karalamak...

Yazmak nasıl da iyi geldi, özlemişim.

8 Haz 2017

NELER OLMAMIŞ Kİ

Aradan 4 ay geçmiş bu zaman içinde:

*Ben 30'uma girdim. Neyse ki hala 25 gösteriyormuşum sıkıntı yok:) Yaşımı duyanlardan duyduğum genel şey aaa hiç göstermiyorsun o kadar var mısın sahiden diye, bu da bana teselli olsun:))

*Biricik'im canım, cananım, yolu yarıladı:D

*Evlilikte 4 yılı geride bıraktık çok şükür, nice nice seneler diliyorum kendimize; hayırlı ,mutlu, huzurlu, sağlıklı...

*Aydın' a gittik, annecim canım ameliyat oldu kötü huylu bir durumu neyse ki atlattı inşallah, hala tedavisi devam etmekte. bu sırada Zeynep bağ bahçe dolaştı, dalından çilek ve de eriklere doyduk şükür.

*Küçük görümcem evlendi, düğününü yaptık, her zamankinden çok oynadım dur durak bilmeden Zeynoma rağmen, çünkü o gürültünün içinde mışıl mışıl uyudu:)) Nasıl uyudu o bangır bangır müziğin içinde bilmiyorum hala:) Sağ olsun iyi ki de uyumuş canım.

*Diğer bir görümcem ilk bebeğini kucağına aldı

*En yakın arkadaşım sonunda hamile :) Yolun yarısını da devirdi hatta... Sağlıkla , güzelce, kolayca en doğalından bir doğumla kucağına alır inşallah oğluşunu.

*Ramazan gelmiş, hoş sefa gelmiş...

*Zeynep'im canım 1 yaşına girdi 2 haziranda ve ilk adımlarını da atmaya başladı elhamdülillah... Oruçlu halime rağmen her gün parka indirip koşuyorum peşinden tin tin mecbur:) Anneyim ben e bi zahmet değil mi:) Biricik de yapıyor aynısını.
He bu arada  küçük hanım babasına karşı aşkla bağlı sanırım, bazen kendimi dışlanmış hissetmiyor değilim; ama ben de senin anneeniiimmmm diyerek tepkimi veriyorum hemen:)

*Öyle güzel hallere girdi ki sevmelere doyamaz olduk. Rabbim sağlıktan sıhhatten ayırmasın inşallah tüm kuzuları...

Böyle işte durumlar. Şimdi bayram kapıda , Rabbim kavuştursun inşallah...


24 Şub 2017

KALPLER ARASI MESAFE


Image result for UZAK KALP
Hintli bir ermiş öğrencileri ile gezinirken Ganj nehri kenarında birbirlerine öfke içinde bağıran bir aile görmüş. Öğrencilerine dönüp “insanlar neden birbirlerine öfke ile bağırırlar?” diye sormuş. Öğrencilerden biri “çünkü sükûnetimizi kaybederiz” deyince, ermiş

“ama öfkelendiğimiz insan yanı başımızdayken neden bağırırız? O kişiye söylemek istediklerimizi daha alçak
bir ses tonu ile de aktarabilecekken niye bağırırız?”
diye tekrar sormuş.

Öğrencilerden ses çıkmayınca anlatmaya başlamış: “İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır. Bu uzak mesafeden birbirlerinin kalplerine seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Ne kadar çok öfkelenirlerse, arada açılan mesafeyi kapatabilmek için o kadar çok bağırmaları gerekir.”

“Peki, iki insan birbirini sevdiğinde ne olur? Birbirlerine bağırmak yerine sakince konuşurlar, çünkü kalpleri birbirine yakındır, arada mesafe ya yoktur ya da çok azdır. Peki, iki insan birbirini daha da fazla severse ne olur? Artık konuşmazlar, sadece fısıldaşırlar çünkü kalpleri birbirlerine daha da yakınlaşmıştır. Artık bir süre sonra konuşmalarına bile gerek kalmaz, sadece birbirlerine bakmaları yeterli olur. İşte birbirini gerçek anlamda seven iki insanın yakınlığı böyle bir şeydir.”

Daha sonra ermiş öğrencilerine bakarak şöyle devam etmiş: “Bu nedenle tartıştığınız zaman kalplerinizin arasına mesafe girmesine izin vermeyin. Aranıza mesafe koyacak sözcüklerden uzak durun. Aksi takdirde mesafenin arttığı öyle bir gün gelir ki, geriye dönüp birbirinize yakınlaşacak yolu bulamayabilirsiniz
.”

16 Şub 2017

DÜŞEMEYEN ASANSÖR KAÇAMAYAN UÇAK

Related image

Hava yağdı yağacak akşamın kızıllığı çökmüş, derse geç kalıyorum hiç gidesim yok ama asacak pek hakkım da yok. Heehh işte beklenen kapı sesi de geldi; Faruk hoca da çıkıyor evden, kızı basıyor zile, ''hadi gel bizimle aşağıda bekliyoruz... '' Ben bir türlü hazırlanamıyorum. Tam hazırım ki ayakkabımın teki yok kapının önünde hayııırrr yaa şaka gibiii😮😠. Hemen başka bir ayakkabı kapıp iniyorum. Herkes sıkıntıdan patlamış bir sürü laf işitiyorum haliyle. Araba da ne araba ama nasıl bir model teknoloji bu diye geçiriyorum içimden, çok havalı bununla gide gide derse mi gidilir, yazık yahu...
 
Tam gidecekken karşıda bir toz bulutu, bir sürü gibi, bildiğin bilgisayar oyunundan fırlamış gelmiş gibiler, kabardıkça diken diken açılıyor tüyleri, köpekgillerden...Ürküyor insan. Şaşkınız, gözlerimiz fal taşı.😱😱😱 Nereden çıktı ne bunlar diye. Neyse ki araba uçuruyor bizi hakkını verip, o biçim araba. geride kaldılar çoktan.
 
Kampüs göründü, inme zamanı. Ayakkabılar o kadar sıkıyor ki mümkün değil yürüyemeyeceğim, çıkarıyorum, yerlere basarken de zorlanıyorum bir şeyler batıyor ayağıma,  seke seke yürürken Biricik yanımda beliriyor bir anda:
 
_Bu ne hal yürü gidiyoruz. Diyor,
_Ama ders? Girmem lazımmm.
_ Böyle mi?
_Evet böyle!?
Sonrası mı, bakışlar bakışlar, ah o bakışlaaarr...
 
Ayakkabı alıp döneriz hemen diyor çekiştiriyor elimden. Biz yine koşuyoruz güle oynaya. Hayır desem de pek işe yaramayacaktı zaten:) Seviyorum bu anlık koşuşturmacalarımızı onunla. Ben esasında Onu çok seviyorum...💕💓 Derse de yetişiyorum, ayrılıyoruz orada. Ders çıkışı alışverişe çıkacağım...
 
İçinde kaybolacak kadar büyük bir alışveriş merkezi burası. Nasıl nereden geldim onu da hatırlamıyorum. Haber geldi bir an önce çıkmam gerek çıkışı arıyorum koşar adım, üst  katlardayım, asansöre biniyorum; asansör de hangar sanki mübarek(abartının da bu kadarı pesss😜
 
Tam kapanacakken 10-11 yaşlarında bir erkek çocuğu yetişip biniyor. İneceğim kata basıyorum bir iki kat indikten sonra birden düşmeye başlıyor asansör, neeeyyyyy! Neye uğradığımı şaşırdım o kadar şiddetli bir alçalış ki, kalbim fırlayıp düşecek sanki avuçlarıma. Yapacak bir şey de yok, çok anlık her şey, küçük çocuk sarılıyor bana, bense ondan daha korku içerisinde. Kapatıyorum gözlerimi artık. Şehadet getir şehadet! 
 
O  da ne , birden duruyor asansör ve açılıyor kapısı, ne tür bir şaka bu?! Saniyesinde dışarı atar atmaz kendimi kolumdan yakaladığı gibi bir el çekiştiriyor beni yine. Ne oldu nereye diyemeden uzaklaşıyoruz. Ardıma bakıyorum çocuk kaldı içerideee çıkamadan asansör tekrar düşüşteee...

Yine mi yaaa; koşturuyoruz,
_Sen nereden çıktın nasıl bildin ki burada olduğumu ?
_ Yürü yürü vakit yok.
 Koşar adım ilerliyoruz bir yandan.  O acele telaşla ilerlerken babamı görüyorum kalabalığın içinde, yüzümde kocaman tebessümle babacım diye bağırıyorum. Yoook artıııık hala durmuş değiliz!
 
Babaamm ! baba !bab! Uzaklaştık bile. Neye nereye bu acelemiz onu da bilmiyorum. Geride kalıyor babam be...

Uçak kaçacak be uçaaak diyor, yarım güleç yarım telaşlı yüzüyle. (Bir de güneş vurmuş gözlerine hiii tutmayın beni çok sevicemmm.) Ne uçağı nereye noluyor diyorum ama söyleyeceği yok bakıyorum ki e zaten nefes nefese de kalmışım susuyorum, hızlı adımlarla ilerlemeye devam.
 
Yollarda aceleden çarptığımız takıldığımız ayağına bastığımız ve bir güzel laflar  yediğimiz bir yolculuktan sonra dağılmış vaziyette yetişmiş durumdayız. Koltuklarımızda yerimizi aldık bile. Haydi ozamaannn uçuş ve uyku zamanı şimdi, tutunun kalkıyoruzzz....
 

10 Oca 2017

HASTAYSAN VE DE ANNEYSEN

Geçtiğimiz kış bu zamanlar yine böyle hasta iken ve de hamileyken, kendimden geçmiş vaziyette yatıp kafamı kaldıramazken düşünürdüm. Şimdi rahatım bebek de yok yatıyorum, bebek olunca nasıl olacak bu iş diye...

Halsizlikten gözlerim kendi kendine kapanırken ve de gözüm yatağa kenardan öylece acıklı acıklı bakarken ah bir kıvrılıp da uyusam diye, mecbur Zeynep'imle oyun oynadım... Uyusa da ben de uyusam diye gözünün içine baktım.

Zormuş sahiden vesselam. Bir ara ağlayasım geldi:)) Eşşek gibi ayakta durmak zorundasın. Anne hasta olmaz peeh, olsa da önemli değil...

Neyse ki akşam tesellim var. Dört gözle bekledim Biricik'imin gelmesini. O da hastalığın son evrelerinde olmasına rağmen hemen Zeynep'i aldı uyuttu dizinde, dizinin dibinde de beni. Çatlayan başıma masaj yaparken o, uyumuşum. Çok şükür varlığına💕💕 Soğuk algınlığı dişe de mi vurur ya hu bir de dişim ağrıyor ki sormayın.
İkimiz de bu haldeyken İnşallah kuzumuz da olmaz hasta.

Ne güzel arkadaşlarla kar topu oynamaya inecektik ⛄ ama nasip olmadı.
Ha bu arada cumartesi günü 30 oldum😊😮... Çok garip geliyor. Ne ara geçti o kadar yıl, nereye gitti, heybemde ne var peki?? Rabbim hayırlı ömürler nasip etsin inşallah. Küçük kuzunun eli kolu pek bir uzadı artık büyük bir gayretle bilgisayara uzanmaya çalışıyor. Noktalayayım yazımı burada mücadele veriyor benimle ya hu:)

28 Ara 2016

MİNYATÜR PETEKLER


Evdeki kaloriferlerimiz o kadar küçük ki, her gören bunlar evi ısıtıyor mu diye soramadan geçemiyor.
Kocaman salona üç adımlık üç karışlık petek koymuşlar. E ısınamıyoruz haliyle.

Biricik ki, yaz kış demez hep evde kısa kolla dolaşır, ben hırkayla otururken:) O bile zaman zaman soğuk burası yaa deyip hırka giyiyorsa ortam gerçekten soğuktur vesselam... Alllahtan klima taktırmıştık yazın da, arada bir de onu açıyoruz öyle ısınıyoruz... Biz neyse de Zeynep var sonuçta.

İnsanın evde burnu üşür mü yaa:) Hele mutfakta bir peteğimiz var ki evlere şenlik, minyatür ya hu minyatür. Benim elimle iki karış adımlarımla iki adımcık:))

Ancak kendini ısıtıyor. Mutfağı ısıtmasını beklemeyi geçtik,  insanın battaniyeyle üzerini örtesi geliyor daha da yazık üşümesin diye :))

Yenisini daha büyüklerini taktırmak lazım efendim demem o ki...
Bu arada oldukça orijinal dekoratif petekler varmış onlardan taktırası geliyor insanın.  Dekoratif kalorifer peteği olduğu ve de onlara bakmak hiç aklıma gelmemişti görene kadar:)







23 Ara 2016

HAPŞUUUU

Bu ayın da sonuna gelmişiz ben ha yazayım ya yazdım derken. Başında ise Aydın'a gidip geldik üç dört günlük. Zeynep'i özlemişti herkes, kısa da olsa iyi oldu. Arkadaşlarımızı da gördük.

Uçakta giderken ve de gelirken Zeynep ile  yolculuk pek de kolay olmadı  ama bir yolunu bulduk. Bir iki saat bilerek emzirmemiştim ki  iyice acıkıp uçakta kalkarken emip uyusun diye. Ki 3 saattir de uykusuzdu ama maalesef inadı tuttu emmedi mi...

Uykusu olduğundan da huzursuz mu, huzursuz...  Şükür ki yanımıza oyalarız diyerekten elma dilimleri ve püresini almıştık. Onları yedirerek, vererek oyaladık. olmadı dergileri karıştırdık hatta birazcık yırttık, biraz oyuncaklarıyla derken gayet yorulmuş olarak bitirdik yolculuğu. Neyse ki bir saatçik bir yol. Sonra bir de oradan bir saat de otobüsle Aydın yolculuğu var tabii ama o kadar açlığın ve uykusuzluğun üzerine, emzirip de arabasına koyunca hemen uyudu kuzum.Öyle böyle geçti.

Bu arada iki tane dişimiz çıktı alttan. tepkilerimiz arttı. Geri geri gitmeye başladı ufaktan.  Bir hafta sonra  7 aylık oluyoruz inşallah. Birazcık da rahatsızız. İlk hastalığı. Öksürük ve burun akıntısı. Bir hapşuuuu dedi mi karışıyor burnu ağzına yavrumun:)) hiiii allaaaah diyip zor yetişiyorum yemeden :D

Çok seviyoruz çok... Kendi büyüdükçe sevgisi de çoğalıyor.
benim kocaman boncuk gözlü kuzum. Gören gözlere bak çok güzel diyip de seviyor:) hele bir de gülünce oyyh hayranımm hayrann o gülüşe o güzelliğe ben.

Mutlu, keyifli hafta sonları olsun inşallah.

29 Kas 2016

UYKU HALİ

Uykusu geliyor ya hani. Anlıyoruz uyumak istiyor huzursuz.
Alıyor Biricik dizine uyutmak için, akşamları genelde babası uyutuyor yani, seve seve elbette:)

Zeynep hanım ilk etapta hala huzursuz mızmızlanıyor. Hafifçe sallamaya başlıyor, yine tık yok.

Veee işte sihirli dokunuş geliyor; nasıl ki onun için söylediğimiz ninnisine başlıyorsa, anında hemen kafa ya sağa ya sola çevriliyor ve gözler gidiyor:)) Tabii bu dediğim çok uykusu varsa, bütün uyanık kalma limitini doldurmuşsa geçerli. Allah'ım çok güzel çok tatlı bir an o. Uyurken ayrı bir güzel. Çok şükür.

Ninni dediysem de aslında tamamen bizim uydurduğumuz üç beş sevgi sözcüğünü belli bir melodiyle yan yana getirdiğimiz bir tür şey... Çok güzelsin be kızım aşkım, öyle tatlı hallerin var ki Zeynep'im içimiz kıpır kıpır kaynıyor sana. 
Çok seviyoruz seni çok, Rabbimin melek kulu, masum kulu.
İki gün sonra 6 aylık oluyoruz inşallah..

22 Kas 2016

KAĞIT EV

Bu kadar da olur mu, e olur olmuş işte, elleri dert görmesinnn(!!!)...
Sanki aynı evin içinde farklı odalardaymışız gibi. Yan dairenin mutfağı bizim oturduğumuz odayla yan yana denk geliyor.

Sesleniyor içeri , çay mı kahve mi içersiniz diye, ben buradan çaayy diyorum:D
Sonra türkü mırıldanıyorlar mecbur dinliyorsun. Adamın değil de kadının sesi sahiden güzelmiş pek güzel söyledi dün:))

Yemek yaparken yemeği karıştırdığı kaşığı vuruyor tencerenin kenarına , onu duyuyorum. Tabakları yerleştiriyor, duyuyorum...

Bir gün, arka taraftayız biz, bir ses geldi, Allahh dedik noluyor koştuk, bizim mutfaktan geldi sandık şangır şungur, yok yan tarafmış.

Dün, Zeynep uyuyor ben de bir şeylerle oyalanıyorum. Yine bir ses geldi ödüm koptu, Zeynep uykusunda korktu o da sıçradı...

Üst komşuyla tanışmadan önce  bütün çocuklarının ismini biliyordum duyduğumdan:))

Alt komşuların kavgalarına defalarca  şahit olmuşuzdur... Bıktım artık usandım bitirdin beni diyordu adam kadına.Bir keresinde kadın kapıyı kilitleyip anahtarı aldı adam delirdi aç şu kapıyı gideceğim diye diye. Nereden mi biliyorum duyuyoruz efendim duyuyoruz... Şimdilerde yoklar herhalde. Yoksa evde oldukları zaman, hafta sonları insan uyumaz mı ya, ya da uyanır uyanmaz nasıl başarırlar ki kavga etmeyi, sabah kahvaltısı niyetine sabah 8 buçuk dokuz da başlıyorlardı...

Gizlisi saklısı mahremi nerede insanın ya hu. Azıcık daha kıyıp malzemeye adamakıllı evler yapsalarmış keşke... Buradan müteahhiti anıyoruz, sevgiyle değil tabii... Bir şeyler yapmalı bu duvarlara diyor Biricik...

10 Kas 2016

TANIMIYORUM Kİ SENİ!

 
Kendi halinde sakin bir sokaktayım. Bir anda kendimi eski eşyalarla dolu, küçük bir dükkanda buluyorum. Derinden gelen bir nağme, çeviriyorum başımı, eski bir radyo; aynı dedemin radyosu, üzeri tozlu. Takılı kalıyor gözlerim üç beş saniye. Öyle huzurlu, öyle sakin hissediyor ruhum.

Dükkanın sahibi, saçı sakalı  ak, güler yüzlü bir dede; selamlıyor başıyla beni hafiften,  gülümsüyorum ben de.
 
Elinde taze demli bir çay, kokusu buram buram, buharı üstünde.  Hiç kelam etmeden sessizce bakınıp , aynı sessiz selam ve tebessüm eşliğinde çıkıyorum dükkandan. Yürüyorum, yürüyorum, dönüyorum köşe başından, ne hoş yollar; eski taşlı yollardan. Az ileride sarı bir yağmur; heybetli bir ağaç yapraklarını döküyor, gözüm ona takılıyor bu sefer de.
 
Sonra bir anda ne olduğunu anlayamadan koşmaya başlıyorum o gürültü kıyametle. Var gücümle koşuyorum, çantam düşüyor, bir an bile duraksamadan devam ediyorum.

Sesler giderek artıyor, ben nefes nefese, kendi nefesimi hatta nefes alamayışımın sesini dinlediğim bir anda yanımda koşan biri daha beliriyor. 
Tanımıyorum.

Kolumdan çekiştiriyor beni hızlıca. Hemen az ileride aralık bırakılmış tahta kapılı eski bir ev. Kaçışanlar çoğalıyor, hayal meyal görüyorum.

Kapıya yaklaşıyoruz. Tam içeri adım atacakken öyle bir ses delip geçiyor ki kulaklarımı...Bir kurşunun keskin rüzgarıyla ürperiyor tüm bedenim. Oracıkta kalakalıyorum. Hissetmiyorum bedenimi.  Kolumda bir el, ittiriyor beni. Zoraki bir adımla içerideyim.

Sonra o el kayboluyor, dönüyorum arkamı, kan var göğsünde, yere yığılıyor... Gözlerinde acı ve tebessüm karışık. Derinden hissediyorum acısını kalbimde; balyoz gibi inen bir yumru. Boğazım düğüm düğüm, yutkunamıyorum, gözümdeki yaşlar benden bağımsız halde, durduramıyorum. Öylesine acıyor içim... Tanımıyorum ki seni! tanımıyorum... Sen kimsin, kimsin ki sen!!??
 
Derken bir ağlama sesiyle irkiliyorum. Zeynebim ağlıyor. Boğazımda bir ağrı, göğsümde taze bir acı sanki, etkisindeyim hala rüyanın.

8 Kas 2016

SANAL MI GERÇEK Mİ?

Image result for sosyal medya
 
Sosyal medyada bulunmadığım için hiç pişman olmadığım doğrudur. Tek var olan hesabım işte bu blogtur, yaşasın !:) Ben burada mutluyum.
 
Hiç Facebook hesabı açmadım mesela. Ne İnstagram ne de Twitter. Kendimi öyle zorla tutmuş, acı çekmiş de değilim yani uzak dururken:)) Gayet de memnunum halimden.

Şimdiye kadar da bir eksikliğini hissetmedim açıkçası. İnsanların her halini; yerken, içerken, otururken, zıplarken, hoplarken vs görmemek eksiklik olmadı bende.
Sanatsal fotoğrafları, emek harcanarak çekilmiş fotoğrafları hariç tutuyorum, onlara lafım yok tabii.
 
Arkadaşlarını falan buluyorsun iyi hoş da, sonrası derin bir boşluk. Laf olsun diye iki muhabbet ediliyor gerisi sessizlik. Ardından deli gibi her fotoğrafa bak bak dur amaç bu. Hayatına dahil olmadığın insanların,hayatlarına dair her bir ayrıntısını  öğreniyorsun; nereye gitmişler, nerde nasıl eğlenmişler de, ne yemiş ne içmişler, miş mişler de miş mişler bu böyle gidermişler:)  Gerek yok bunlara.

Bir de doğum günü kutlamaları var ki en çok da o anlamsız gelmiştir bana. Tarihi gören gelir, kutlar. Şöyle bir bakınca, öncesinde uzunca bir süre muhabbet olmamıştır dibine kadar uzaksınızdır, sonrasında da olmayacaktır ama o doğum günü laf olsun diye kutlanır, ne gerek var ya hu. Bir kişi dahi olsa, gerçekten bilen, hatırlayanların kutlaması çok daha kıymetli değil mi sizce de? Bence öyle de.

Dozunda kullananlara, sanal dünyaları gerçeğinin- önüne geçmemiş olanlara saygı duyuyorum tabii ki.
 
Bağımlısı olup saatler harcamıyorsanız, kendi değerli vaktinizden çalmadan faydalanıyor, paylaşıyorsanız, hayatınızın merkezinde tutmuyorsanız eyvallah.
 
Gerçek anlamda sosyalleşmek, yüz yüze bir iki kelam etmek, bir kahve içmek çok daha makbul benim gözümde.

7 Kas 2016

GÜL TABİATLI OLABİLMEK

Image result for mevlana ve gül

“Önemli olan gül tabiatlı olabilmektir. Yâni bu dünya bahçesinde, dikenleri görüp, onlardan incinip dikenleşmek değil, araya kış gibi çileler girse bile onları bahar iklimiyle kucaklayarak, bütün âleme bir gül olabilmektir. Der Mevlana Mesnevi'de.

“Gül, o güzel kokuyu diken ile hoş geçindiği için kazandı. Bu hakîkatı gülden de işit. Bak, o ne diyor:
Dikenle beraber bulunduğum için neden gama düşeyim, neden kendimi kedere salayım? Ben ki gülmeyi, o kötü huylu dikenin beraberliğine katlandığım için elde ettim. Onun vesîlesiyle, âleme güzellikler ve hoş kokular sunma imkânına kavuştum…”


Ne güzel söylemiş. Gel gör ki uygulaması biraz zor sanki nefsimize ama olunmaz değil. Yok mu hiç peki? Elbette var, var gül tabiatlı, gül yürekli insanlar çok şükür...